Ana Sayfa Portal Gelişmiş Arama Üye Listesi Takvim Yardım Belgeleri
Bu yaziyi silin ve yerine Google Analytics kodunuzu yazin
Tarih: 18.01.2018, Saat: 15:43 Hoşgeldin, Ziyaretçi: (Giriş YapÜye Ol)


Yeni Yorum Gönder  Yeni Konu Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Submit Face book
Allah'ın (c.c) Sevdiği Kullardan mısınız?
Yazar Konu
is@ Çevrimdışı
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu


Yorum Sayısı: 17,709

Üye No : 59929

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 06.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #1
Allah'ın (c.c) Sevdiği Kullardan mısınız?
Laf taşıma ve gıybet
“Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline!” (Hümeze; 1)
İnsanı mahveden, helak eden şey, gıybet ve nemime, yani koğuculuktur.
Gıybet; bir kimsenin arkasından, doğru olsa bile duyduğu zaman üzüleceği şekilde konuşmaktır.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) bir gün sahabelere:

— Gıybet nedir, bilir misiniz? Diye sordu.
— Allah ve Resulü daha iyi bilir, dediler. Buyurdu ki;
— Mümin kardeşini sevmediği bir şeyle anarsan, gıybetini yapmış olursun. Sahabelerden biri:
— Dediğim ayıbı kendisinde görürsem ne olur? Diye sorunca, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
— Eğer dediğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun, ama yoksa yalan söylemiş, iftira etmiş olursun.

Kalbi hastalıkların içinde en tehlikeli ve tedavi edilmesi en zor olan hastalıklardan birisi gıybettir. Çünkü gıybet tatlıdır. Cehennem köpeklerinin nasibi olan gıybet, sahibini cennet yolundan çıkarır ve cehennemin yoluna sokar. Onun için insan eğer Allahu Zülcelâl'in rızasına giden cennet yolunda yürümek ve o yoldan ayrılmak istemiyorsa, önündeki bu dağ gibi engeli kaldırmanın çarelerine bakması lazımdır.

Nemime ise hoşa gitmeyen bir şeyi açıklamak, daha açık bir ifade ile sırrı açığa çıkarmak, açıklanması hoşa gitmeyen bir şeyden örtüyü kaldırmaktır. Laf taşımak, mümin için çok çirkin bir sıfattır ve Allah-u Zülcelal'in rızasına giden yolun üzerinde duran büyük bir engeldir. Kim ki koğuculuk sıfatını üzerinden atmak için gayret etmezse, bu sıfat sahibini doğruca cehenneme götürür.

Şu zamanda gıybet ve koğuculuk insan için sık sık atıştırılan bir meyve, bir çerez gibi olmuştur. Bir kimse bir yerde oturduğu zaman, hemen başka insanlardan konuşarak onların gıybetini yapıyor. Hâlbuki gıybet yapan kişinin hali, elinde bulunan malları müsrifane bir şekilde etrafa dağıtan kimsenin hali gibidir. O da gıybet yaparak bin bir zorluklarla kazandığı sevaplarını gıybetini yaptığı insanlara dağıtmaktadır.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Cehennemde, dört kimse cehennem suyu ile ateş arasında feryat edip koşarak cehennemdekileri telaşa düşürürler. Cehennemdekiler birbirine:

— Bunlara ne oldu! Bizi rahatsız ediyorlar, derler.
— O dört kimseden biri ateşten kapalı tabutun içerisinde, diğeri bağırsaklarını yerde sürüyerek, biri de irin ve kan kusarak, dördüncüsü de kendi etini yiyerek azap görürler. Ateşten tabutta azap görerek cehennem ehline eziyet verenin suçu sorulduğunda:

— Ölürken üzerinde insanların hakkı kalmıştı. Yani borçlu olarak ölmüştü, denilir. Bağırsaklarını yere sürüyenin suçu sorulunca:
— İdrardan sakınmazdı, denilir. İrin ve kan kusanın suçu sorulunca:
— Müstehcen (çirkin) sözlerden hoşlanırdı, denilir. Etini yiyenin suçu sorulunca:
— İnsanları çekiştirir, gıybet eder ve söz ulaştırarak insanları birbirine düşürürdü, denilir. (Taberani, İbn Ebi'd-Dünya)

Onun için bilerek veya bilmeyerek gıybete düştüğümüz zaman, (amellerin gidip) elimizde yalnızca imanımızın kaldığını bilmemiz lazımdır. Bu iman da kuvvetsiz kaldığı zaman -neuzübillah- sekarat esnasında elimizden gidebilir. Bu yüzden elimizden geldiği kadar, gıybet, nemime ve diğer günahlardan kendimizi muhafaza etmemiz lazımdır.

İster kadın olsun, ister erkek olsun, bazı büyük zatlar, Allah-u Zülcelal'e öyle ibadet etmişlerdir ki hem kendilerine hem de başka insanlara doktor olmuşlardır. Fatıma-i Nişaburiyye isminde kadın bir Evliya şöyle demiştir: “Allah-u Zülcelal'i müşahede üzere amel etmeyen kimse her meydanda yürür, her lisanla konuşur.”

Bu şu demektir; insan Allah-u Zülcelal'den gafil olduğu zaman, şeytan hemen o kimseye musallat olup bütün günah yerlerine onu sokacaktır. Ve “Her lisanla konuşabilir.” Yani insan ağzına ne söz gelirse ister gıybet, ister nemime, ne olursa olsun rahatlıkla söyler. Onun için Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “İnsanları yüzükoyun ateşe sürükleyen, dillerinin biçtiği mahsullerden başka bir şey değildir.” (İbn Ebi'd-Dünya)

Demek ki insan Allah-u Zülcelâl ile huzurlu olduğu zaman ve kendisine verilen zikirleri huzurla yaptığı zaman, her nereye giderse gitsin, daima Allah-u Zülcelâl beni görüyor diye düşünür ve ona göre hareket eder. Şüpheli olan bir iş önüne geldiği zaman da o işi yapmaz.

Çünkü Allah-u Zülcelâl böyle bir insanla beraberdir ve o da Allah-u Zülcelal ile huzurludur. Böyle olduğu için de Allah-u Zülcelâl onu muhafaza etmektedir. Allah-u Zülcelal'in korkusu onu hatalardan muhafaza eder.

Eğer Allah-u Zülcelal ile daima murakabeli olursa, onun dili de daima doğru olur. Çünkü Allah-u Zülcelal'den hayâ eder. Ve tabii olarak ameli de ihlâslı olur. İşte Fatıma-i Nişaburiyye böyle güzel konuşan, manevi bir doktordu.
07.01.2016 20:50
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
is@ Çevrimdışı
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu


Yorum Sayısı: 17,709

Üye No : 59929

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 06.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #2
Cvp: Allah'ın (c.c) Sevdiği Kullardan mısınız?
Onlar kıyameti görür gibi yaşıyorlardı

Yine kadın Evliyalardan birisi şöyle demiştir: “Ben ne kadar ezan sesi duymuşsam, hepsinde kıyamet günü İsrafil (aleyhisselam)’ın Sur'a üflediğini hatırlamışımdır. Ezan sesi kulağıma geldiği zaman, sanki şimdi İsrafil (aleyhisselam) Sur'a üfledi, kıyamet koptu ve ben Allah-u Zülcelal'in huzuruna gideceğim, diyordum. Parça parça yağan karı gördüğüm zaman, kendi kendime diyordum ki kıyamet gününde insanların amel defterleri de böyle yağacak. Sanki ben kıyamet günündeyim. İnsanların amel defterleri de böyle yağan kar gibi uçuşarak eline gelecek. Ben ne zaman sıcak bir gün görsem haşir meydanını hatırlıyorum. Haşir meydanında güneş bir mil kadar insanlara yaklaşacak.”

“İnsanlar sıcaktan ter içinde kalacaklar. Onların bu teri çamur olacak. Ve her insan günahına göre, bu çamura batacak. Bazı insanlar topuklarına kadar batacak; bazıları dizlerine kadar; bazıları göbeğine kadar; bazıları ise boğazlarına kadar bu çamura batacaklar. İşte, sıcak günler bana terin, insanların ameline göre çamurun içine karışacağı haşir meydanını hatırlatıyor."

Bakınız, bu zatlar dünyada ne görüyorlarsa onlara ahireti hatırlatıyordu. Sanki kıyamet kopmuş da ahireti gözetiyorlar, hesap görüyorlar gibi davranıyorlardı. İşte, asıl iman budur.

İman, gabya ait şeylere inanmaktır. Yani Allah-u Zülcelal'i görmediğimiz halde O'na inanmak, kıyamet gününe, cennete ve cehenneme görmediğimiz halde inanmaktır. Onlar öyle iman etmişlerdi ki sanki bu gayb olan şeyleri görüyor gibi davranıyorlardı. İşte onlar böyle ne güzel, ne kadar hikmetli düşünüp konuşuyorlardı. Cennet onlara helal olsun!

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız, elbette Allah çok tövbe edenleri bağışlayıcıdır.” (İsra, 25)
07.01.2016 20:50
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
is@ Çevrimdışı
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu


Yorum Sayısı: 17,709

Üye No : 59929

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 06.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #3
Cvp: Allah'ın (c.c) Sevdiği Kullardan mısınız?
Allah’ın sevdiği kullardan mısınız?
Yoksa…

İnsan Allah-u Zülcelal'e ne kadar yönelirse, O'na ne kadar ibadet yaparsa, Allah-u Zülcelâl de ona o derece mükâfat verir. Bir insan kendi kendine, acaba Allah-u Zülcelâl beni seviyor mu, sevmiyor mu? Allah-u Zülcelal'in yanında benim yerim nasıldır? Diye düşündüğü zaman, Maruf-i Kerhi'nin şu söylediğini hatırlamalıdır:

“Allah, bir kuluna hayır dilediği zaman, ona salih amel kapısını açar. İnsanlarla mücadele ve münakaşa etme kapısını kapatır. O kimse Allah-u Zülcelal'e daima salih amel yapar ve hiç kimseyle mücadele etmez. Ona kim ne derse, ‘Evet senin dediğin gibidir’ der ve onunla tartışmaya girmez. Ve Allah bir kimseye şer murad ederse, onu gazabına uğratmak ve cehennem ateşine atmak için amel kapısını ona kapatır ve amel yapmayı o kimseye nasip etmez. Münakaşa ve mücadele kapısını ona açar.”

İşte, Maruf-i Kerhi'nin bu sözlerinden herkes Allah-u Zülcelal'in kendisine ne şekilde davrandığını bilebilir.

Allah-u Zülcelâl ile aramızın kötü olduğu kanaatine varırsak, bilelim ki bu halimizin çaresi yine O'nun yanındadır. İnsanın kalbi, Allah-u Zülcelal'in kudreti altındadır. Dilerse o kalbi cennet tarafına, dilerse de cehennemin tarafına çevirebilir.

Yeter ki insan, O'na karşı biraz samimi olsun ve kendisini O'nun karşısında bir şey olarak görmesin. Kendine hiçbir varlık vermesin. “Ben şöyleyim, böyleyim” demesin. İnsan Allah-u Zülcelal'in huzurunda samimi olmalıdır. O'nun huzurunda bir dilenci gibi olmalıdır.

Allah-u Zülcelal'i sıfatları ile çağırmalıdır. Allah-u Zülcelâl Lâtiftir, Rahimdir, Kerimdir. Onun için: “Ya Lâtif! Ya Kerim!” diye O'nun sıfatları ile insan O'na yalvarmalıdır. İnsan bu şekilde yalvardığı zaman, Allah-u Zülcelâl mutlaka onun istediğini verir. Çünkü O çok cömerttir ve bütün bu nimetleri kullarına vermek için yaratmıştır. Merhameti kullarına vermek için yaratmıştır. O'nun merhametine, rahmetine müşteri olursak inşallah bize de verecektir.

Eğer biz iyi kimselerle oturup kalkıyorsak, demek ki bize Allah-u Zülcelâl hayır murad etmiştir. Ama kötü kimselerle oturup kalkıyorsak, Allah-u Zülcelâl bize şer murad etmiş demektir, neuzübillah!

O zaman Allah-u Zülcelal'e dönüp: “Ya Rabbi! Senden özür diliyorum. Bana kötü arkadaşlardan ayrılmayı ve iyi kimselerle beraber oturup kalkmayı nasip et!” diye yalvarmamız lazımdır.

İnsanların iyi kimselerle beraber olması, kalplerine hayat verir canlandırır. Kötü kimselerle beraber oldukları zaman da kalpleri Allah-u Zülcelal'e karşı ölür. Allah-u Zülcelal'in Evliyaları, O'nun katında öyle kıymetlidirler ki onların vefatından sonra kabirlerinin başına gitsek veya ervahlarından himmet istesek, onların o ölü kalpleri bizim kalbimizin ihya olmasına sebep olur.

Ama bazı hayatta olan insanları gördüğümüz zaman, kalbimiz onlarla birlikte ölür. Hakikaten de kötü insanlarla oturup kalktığımız zaman kalbimiz ölür. İyi insanlarla oturup kalktığımız zaman da Allah-u Zülcelâl kalbimizi onlarla ihya eder. Bu insanlar ister hayatta olsunlar, isterse vefat etmiş olsunlar fark etmez.

İyi kişilerle oturup kalktığımız zaman, herkese karşı daima hüsn-ü zan içinde oluruz. Ama kötü kişilerle oturup kalktığımız zaman, kimi görürsek onun hakkında kötü düşünürüz. İyi kimselerle beraber olduğumuz zaman, kötü kimseleri dahi iyi olarak görürüz.

Hem Allah-u Zülcelal kıyamet gününde, ister iyi olsun isterse kötü olsun, hiç kimse hakkında niçin iyi düşündüğümüzün hesabını sormaz. Onun için daima iyi kimselerle beraber olmamız lazımdır. Bu bizim için yegâne çare ve kurtuluştur. Diğer taraf ise şeytanın yoludur ve bizi cehenneme götürür.
07.01.2016 20:50
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
is@ Çevrimdışı
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu


Yorum Sayısı: 17,709

Üye No : 59929

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 06.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #4
Cvp: Allah'ın (c.c) Sevdiği Kullardan mısınız?
En büyük tehlike; nefsi tanımamak

İnsanın kendi nefsini tam olarak tanımaması (kötü bilmemesi) kadar tehlikeli bir şey yoktur. Bu günah kadar tehlikeli bir günah yoktur. Hâlbuki insan nefsinin kendisi için ne kadar zararlı olduğunu bilirse Allah-u Zülcelal'in hakkını da bilir ve ibadete de kendisini gerektiği gibi verir ve daima nefsinin iyi olması için gayret gösterir. Her zaman kendi kusurları ile meşgul olup kimsenin kusurlarını görmez.

Nefsimizi ne kadar tanırsak, o derece kendimizle meşgul oluruz. Eğer her insan bu şekilde olursa kimse kimsenin kalbini kırmaz ve dünya cennet gibi olur. Çünkü insan, kendisi ile meşgul olduğunda, haksız bir durum meydana geldiği zaman: “Ben hatalıyım onların kötü olması benim yüzümden oldu.” diyecektir. Ve bu şekilde davranarak, büyük bir Evliya, güzel bir insan ortaya çıkacaktır. Diğer insanlar da bu şeklide olursa, dünya cennet gibi olacaktır.

İşte, nefse daima bu gözle bakmalıyız. Böyle baktığımız zaman, o Allah-u Zülcelal'in yanında kıymetli olur. Allah-u Zülcelâl bir kimsenin hayrını dilediği zaman, kusurlarını bertaraf etmek için onu nefsi ile meşgul eder.

İnsan böyle nefsi ile meşgul olduğu zaman, ortaya mükemmel bir insan çıkma ihtimali yüksektir. Ama insan devamlı bir müfettiş gibi başkalarının kusurlarıyla meşgul olursa, ondan hiçbir hayır çıkmaz. O insanın hali istidraçtır. İstidracın alameti de insanın sürekli başkalarının kusurlarıyla meşgul olup kendi kusurlarını bilmemesidir.

Bizler kendi kusurları ile meşgul olma halinden mahrumuz. Bu halin çaresi Allah-u Zülcelal'in katındadır, O’nun kudretindedir. Allah-u Zülcelal'e, ağlayarak ve yalvararak, pişman olduğumuzu itiraf etmemiz lazımdır. Önceden işlediğimiz kusurlarımızı affedip ileride de düşebileceğimiz hatalardan muhafaza edip yardımcı olması için yine çaremiz Allah-u Zülcelal'dir. Ağlamamız ve O’na yalvarmamız lazımdır.

İnsan ancak nefsini tanıdığı zaman ağlayabilir. İnsan ağladığı zaman, nefsinin Allah-u Zülcelal'e karşı ne kadar aciz ve zayıf olduğunu idrak ettiği için ve nefsinin üzerinde ne var, ne yok bildiği için ağlar.

Onun için henüz elimizde fırsat varken, aklımızı başımıza toplayıp kıyamet gününde bize yarayacak olan amelleri işlemeye gayret etmemiz lazımdır.

Allah-u Zülcelâl kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin. (Âmin)
07.01.2016 20:51
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
support Çevrimdışı
Özel Üye
**
Özel Üye Grubu


Yorum Sayısı: 5,047

Üye No : 59925

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 05.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #5
Cvp: Allah'ın (c.c) Sevdiği Kullardan mısınız?
Teşekkürler
27.02.2016 13:00
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
NuR^a VusLat Çevrimdışı
Vip Özel Üye
***
Vip Özel Üye


Yorum Sayısı: 8,983

Üye No : 59926

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 05.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #6
Cvp: Allah'ın (c.c) Sevdiği Kullardan mısınız?
Allah razı olsun
28.02.2016 16:18
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
cenah41 Çevrimdışı
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu


Yorum Sayısı: 4,001

Üye No : 59922

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 02.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #7
Cvp: Allah'ın (c.c) Sevdiği Kullardan mısınız?
Teşekkürler
29.02.2016 18:28
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
sıla Çevrimdışı
PRENSES
prenses grubu


Yorum Sayısı: 60,202

Üye No : 1484

Yaş :

Cinsiyet : Bayan

Nereden :

Üyelik Tarihi: 07.07.2016

Rep Puanı : 0
Yorum: #8
Cvp: Allah'ın (c.c) Sevdiği Kullardan mısınız?
Teşekkürler
07.07.2016 02:05
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
admin Çevrimdışı
site kurucusu
******
Admin Grubu


Yorum Sayısı: 42,369

Üye No : 1

Yaş :

Cinsiyet :

Nereden :

Üyelik Tarihi: 07.01.2016

Rep Puanı : 3827
Yorum: #9
Cvp: Allah'ın (c.c) Sevdiği Kullardan mısınız?
Allah razı olsun kardeşim
28.11.2016 08:27
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Allah’ın Kullarını Allah’a Sevdirin is@ 5 516 28.11.2016 08:24
Son Yorum: admin
  Hidayet Allah’tandır, Allah’ın El- Hâdî Güzel İsmi is@ 5 1,146 28.11.2016 08:24
Son Yorum: admin
  Allah Korkusu Yedi Yerde Belli Olur. Allah Korkusu nasıl Belli Olur is@ 5 595 28.11.2016 08:21
Son Yorum: admin
  Allah’ı Görmek mi Allah’a İnanmak mı Daha Yararlı is@ 5 495 28.11.2016 08:20
Son Yorum: admin
  Allah'ı İnkar Etme, Allah'ın Varlığını Kabul etmeme, Allah'ı Reddetme, Ateizm, Ateist is@ 0 380 10.01.2016 00:27
Son Yorum: is@

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi


İslami Reklam Alanı

Sitemizde bulunan materyallerin 'Allah' (C.C), rızası için çoğaltılmasında herhangi bir sakınca yoktur.
Ayrıca sitede bulunan konularda, yorum yapan şahısların, yapmış oldukları yorumlar, Bediüzzaman'ın, Risale-i Nur'un veya Nur Cemaatinin kanaati veya yorumu olarak değerlendirilmemeli; mihenge vurulmalı, sadece şahsi bir yorum olduğu bilinmelidir.