Ana Sayfa Portal Gelişmiş Arama Üye Listesi Takvim Yardım Belgeleri
Bu yaziyi silin ve yerine Google Analytics kodunuzu yazin
Tarih: 18.01.2018, Saat: 15:27 Hoşgeldin, Ziyaretçi: (Giriş YapÜye Ol)


Yeni Yorum Gönder  Yeni Konu Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Submit Face book
Allah Sevgisi Nasıl Kazanılır?
Yazar Konu
is@ Çevrimdışı
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu


Yorum Sayısı: 17,709

Üye No : 59929

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 06.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #1
Allah Sevgisi Nasıl Kazanılır?
Allah'a iman eden kimse Onu tanıdıkça hem çok sevecek hem de çok korkacaktır. Bu nedenle Onu sevmenin ve ondan korkmanın yolu Onu, Sıfatlarını, İsimlerini ve Eserlerini tanımakla olacaktır. Ayrıca ibadetleri yapmakla ve günahlar- dan sakınmakla da artacaktır.
Muhabbetullah(Allah sevgisi), Allah-ü Teâlâ- 'nın kemâl ve cemâlini idrak ve takdir oranında kalpte oluşan ilâhî bir nurdur. Bu muhabbet ile insan ruhu, kederlerden ve hüzünlerden kurtulur. Safî neşe ve huzura kavuşur. İnsan ruhunu yüksek erdeme ulaştıran sebeplerin en sağlamı, Allah sevgisidir.
Cenâb-ı Hak, insanın kalbine sonsuz bir muhabbet kabiliyeti yerleştirmiştir. Bu sonsuz muhabbet, ancak zât ve sıfatlarıyla nihayetsiz kemâlde bulunan Allah içindir. Yâni, insana lütfedilen bu sevgi kabiliyeti Allah'ı sevmek içindir.
İnsan bir şeyi ya ondaki kemâl, yahut ondan aldığı lezzet ve gördüğü menfaat için sever. Meselâ, bir Müslüman peygamberleri, evliyaları, irfan ve fazilet sahibi zâtları, onlardaki “kemalât-olgunluk-erdem” için sever. Kendisine ihsan eden kimseleri, onlardan gördüğü lütuf ve ikramları için sever. Yediği yemek ve meyveleri ise lezzetleri için sever. İnsan, aklen ve vicdanen bilir ki, kemâllerini takdir ettiği, ihsanlarından memnun olduğu ve lezzet aldığı bütün bu varlıklar Allah'ındır. Hepsini O yaratmıştır. Bunlarda tecelli eden bütün kemâl, cemâl ve ihsanlar, hep O'ndan gelmektedir.
Öyleyse, insan kendindeki bu nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, evvela ve bizzat Allah'a verecek, diğer bütün muhabbete lâyık zâtları, nimetleri ve ihsanları da Allah için sevecektir. Bozulmamış her akıl, tefessüh etmemiş her vicdan, bu hakikati kabul eder.
Buna binâen, biz Müslümanlar başta Peygam- berimiz (s.a.v) olmak üzere, Dört Halifeyi, Âl-i Beyt'i, bütün sahabe-i kirâmı Allah nâmına, “Allah onları sevdiği ve sevmemizi istediği” için seviyo- ruz. Eğer bu zâtları, Allah için değil de, sırf kendi şahsiyetleri için sevsek, o zaman Hıristiyanların düştüğü tehlikeye biz de düşmüş oluruz. Zira, onlar Hz. İsa'yı (as) Allah'ın bir Resulü, elçisi olarak Allah namına değil de, - hâşâ - Allah gibi seviyorlar. O'nu, Allah'a ortak koşmakla dinden çıkıyorlar.
Kur'ân-ı Kerim, insanların dünyevî ve uhrevî bütün durumlarına ölçü getirmiştir.
Konuşmalarına, yiyip içmelerine, ticaretlerine.. ölçü koyduğu gibi, fikir ve his âlemlerine de ölçüler koymuştur. Meselâ, konuşmaya ölçü getirmiştir: Müslüman yalan konuşamaz. Düşünce tarzına ölçü getirmiştir: İnsan Cenâbı Hakk'ın Zâtını, mahiyetini ve nasıl olduğunu düşünemez. Aynı şekilde Allah'ı sevmeye ve O'ndan korkmaya da ölçü getirmiştir. Allah sevgisinin ölçüsü, “iyi amel işlemek”, Allah korkusunun ölçüsü ise, “takvâ” yâni günahlardan sakınmaktır.
Konumuzla ilgili olarak “sevgide ölçü” üzerin- de biraz durmakta fayda görüyoruz. Biz Müslü- manlar sonsuz ve şartsız olarak ancak Allah'ı seve- riz. Sonra Peygamberimizi(s.a.v) severiz. Ama, O'nu (s.a.v) hâşâ Allah gibi değil, Allah'ın kulu ve Resulü olarak severiz. O'ndaki bütün kemalâtın kendi zâtından değil, Allah'tan olduğuna iman ederiz. O'nun, Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarının tecellisine en geniş bir ayna olduğunu bilir ve bu itibarla kendisini canımızdan, malımızdan ve akrabalarımızdan kısaca her şeyimizden daha çok severiz.
Allah ve Resulünden sonra diğer peygamberle- ri, sonra dört halifeyi, sonra diğer sahabeleri severiz. Sonra da derecelerine göre, bütün evliyaları ve müminleri severiz... Sonuç olarak, sevgimizde İslâmîyet'in koyduğu ölçülere dikkat ederiz.
Allah'ı sevmenin nasıl olacağına gelince, bu hususta Kur'ân-ı Kerim şu ölçüyü koymuştur:
“De ki: Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı affetmekle örtsün. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.” (Âl-i İmrân, 31 )
Yukarıdaki ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle buyurulmaktadır:
“Allah'a (c.c.) imanınız varsa, elbette Allah'ı seveceksiniz. Madem Allah'ı seveceksiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise Allah'ın sevdiği zâta benzemelisiniz. O'na benze- mek ise, O'na ittiba etmek (tâbi olmak)tır. Ne vakit O'na ittiba etseniz Allah da sizi sevecek. Zaten siz Allah'ı seversiniz; tâ ki, Allah da sizleri sevsin” (Lem'alar,21)
Bu ayet-i kerime ve izahından anlaşıldığı gibi, Allah'ı sevmenin yöntemi, Peygamber Efendimize (s.a.v) uymaya çalışmaktır. Bir mümin, itikat, ahlâk ve ibadette Resulüllah'a benzemek ve O'nun getirdiği bütün hükümleri mümkün olduğu kadar uygulamakla Allah'ı sevmiş olur. Ashâb-ı kirâmın büyüklüğü, Resulüllah'a tâbi olmakta en ileri seviyede olmalarındadır. Bu vadide, Hz. Ali (r.a) ve Âl-i Beyt'in de çok özel bir yeri vardır. Öyleyse onla- rı seven her mümin de, onlar gibi Peygamberimize (s.a.v) tâbi olmakla sorumludur. Sonuç olarak, Peygamberimiz (s.a.v) Allah'ın sevdiği, razı olduğu insan modelidir. Bir mümin O Rehber-i Ekmel'e benzediği ölçüde Allah'ı sevmiş ve O'nun muhab- betini kazanmış olur.
Peygamberimize benzemek ise, fiilleriyle, sözleri ve emirleriyle, davranışlarıyla O'nun bütün Sünnet-i Seniyye'sine tâbi olmakla mümkün olur.
Buna göre, Sünnet-i Seniyye'ye tam uymak isteyen bir mümin, Resulüllah Efendimiz (s.a.v) gibi -farz, vacip, sünnet- bütün namazlarını kılacak, orucunu tutacak, zengin ise hacca gidecek ve zekât verecek, Kur'an'ı okuyacak, O'nun sevdiklerini sevecek, sevmediklerini sevmeyecek. O'nun ahlakı- na mümkün olduğu kadar uymaya çalışacaktır.
Allah sonsuz rahmet ve şefkat sahibi olduğu gibi, sonsuz derecede gayret ve izzet sahibidir aynı zamanda. Pekçok Kur'ân âyetinde tekrarlandığı üzere, Allah hem Rahîm'dir, hem Azîz'dir. Rahîm isminin gereği olarak bütün varlık âlemini sonsuz şefkat ve rahmetiyle kucaklarken, Azîz ismiyle de, kanunlarına isyan edenleri ve bu isyanlarıyla izzeti- ne dokunanları cezalandırmaktadır.
Bu itibarla, Cenab-ı Hakkın huzurunda olan bir kul, bir taraftan o sonsuz rahmetin câzibesiyle kendisinden geçmiş, diğer taraftan da gazabının dehşeti karşısında kalbi titrer bir vaziyettedir. Böyle bir insanın Allah'ın emirlerine isyan edip yasakları- nı çiğnemesi mümkün müdür?
Bu korku da, tıpkı sevgi gibi, insanı Allah'a götürür. Bediüzzaman'ın izah ettiği gibi, “Halik-ı Zülcelâlinden havf etmek (korkmak), Onun rahme- tinin şefkatine yol bulup iltica etmek demektir. Havf [korku bir kamçıdır, Onun rahmetinin kucağına atar.
Mâlûmdur ki, bir vâlide, meselâ bir yavruyu korkutup sînesine celb ediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünkü şefkat sinesine celb ediyor. Halbuki, bütün vâlidelerin şefkatleri, rahmet-i İlâhiyenin bir lem'asıdır. (Parıltısıdır)
Demek, havfullahta (Allah korkusunda) bir azîm (büyük) lezzet vardır.” (Sözler, s. 331)
Şu halde, korkunun veriliş maksadı da insanı Allah'a götürmektir. Bu bakımdan, bu duygumuzu başka yerlerde kullanıp asıl maksadından uzaklaş- tırırsak, büyük zararlara uğrarız. Nasıl sevgimizi yanlış yerlerde kullandığımızda, sevdiklerimizden karşılık görmemek; aksine onlar tarafından tahkir edilmek ve kalbimizdeki onca sevgiye rağmen onlardan ayrılmak gibi acılarla o sevgi bizi ıstırap- lar içinde boğan bir duygu haline gelir. Aynı şekil- de, korku duygusunun yanlış yerde kullanılması da, insanın hayatını zindana çevirir.
Çünkü korkulmaya değmediği halde korktu- ğumuz varlıklar bize gayet sıkıntılı bir zillet yaşat- maktan başka hiçbir şey yapamazlar. Ne yardımcı olabilirler, ne de korkumuzu teskin edebilirler. Aksine, duygusuz bir merhametsizlikle sırtlarını çevirerek veya hücumlarını şiddetlendirerek bizleri perişan ederler.
07.01.2016 22:01
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
support Çevrimdışı
Özel Üye
**
Özel Üye Grubu


Yorum Sayısı: 5,047

Üye No : 59925

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 05.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #2
Cvp: Allah Sevgisi Nasıl Kazanılır?
Teşekkürler
27.02.2016 12:59
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
NuR^a VusLat Çevrimdışı
Vip Özel Üye
***
Vip Özel Üye


Yorum Sayısı: 8,983

Üye No : 59926

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 05.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #3
Cvp: Allah Sevgisi Nasıl Kazanılır?
Allah razı olsun
28.02.2016 16:18
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
cenah41 Çevrimdışı
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu


Yorum Sayısı: 4,001

Üye No : 59922

Yaş :

Cinsiyet : Bay

Nereden :

Üyelik Tarihi: 02.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #4
Cvp: Allah Sevgisi Nasıl Kazanılır?
Teşekkürler
29.02.2016 18:27
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
sıla Çevrimdışı
PRENSES
prenses grubu


Yorum Sayısı: 60,202

Üye No : 1484

Yaş :

Cinsiyet : Bayan

Nereden :

Üyelik Tarihi: 07.07.2016

Rep Puanı : 0
Yorum: #5
Cvp: Allah Sevgisi Nasıl Kazanılır?
Teşekkürler
07.07.2016 02:05
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
admin Çevrimdışı
site kurucusu
******
Admin Grubu


Yorum Sayısı: 42,369

Üye No : 1

Yaş :

Cinsiyet :

Nereden :

Üyelik Tarihi: 07.01.2016

Rep Puanı : 3827
Yorum: #6
Cvp: Allah Sevgisi Nasıl Kazanılır?
Allah razı olsun kardeşim
28.11.2016 08:27
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Allah Sevgisi is@ 5 455 28.11.2016 08:29
Son Yorum: admin
  Allah ile dostluk nasıl kurulabilir? is@ 5 581 28.11.2016 08:29
Son Yorum: admin
  Allah Sevgisi is@ 5 588 28.11.2016 08:27
Son Yorum: admin
  Allah'a Kulluk Nasil Olmali? is@ 5 479 28.11.2016 08:27
Son Yorum: admin
  Allâh’ü Teâlâ’yı Nasıl Misafir Edebiliriz? is@ 5 465 28.11.2016 08:26
Son Yorum: admin

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi


İslami Reklam Alanı

Sitemizde bulunan materyallerin 'Allah' (C.C), rızası için çoğaltılmasında herhangi bir sakınca yoktur.
Ayrıca sitede bulunan konularda, yorum yapan şahısların, yapmış oldukları yorumlar, Bediüzzaman'ın, Risale-i Nur'un veya Nur Cemaatinin kanaati veya yorumu olarak değerlendirilmemeli; mihenge vurulmalı, sadece şahsi bir yorum olduğu bilinmelidir.