Ana Sayfa Portal Gelişmiş Arama Üye Listesi Takvim Yardım Belgeleri
Tarih: 20.08.2017, Saat: 09:56 Hoşgeldin, Ziyaretçi: (Giriş YapÜye Ol)


Yeni Yorum Gönder  Yeni Konu Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Submit Face book
Zekat vermeyenlerin ahiretteki durumu ne olacak?
Yazar Konu
Android Çevrimdışı
üye
*
Üye Grubu


Yorum Sayısı: 31,476

Üye No : 59924

Yaş : 27

Cinsiyet : Bay

Nereden : ankara

Üyelik Tarihi: 04.06.2017

Rep Puanı : 0
Yorum: #1
Zekat vermeyenlerin ahiretteki durumu ne olacak?
Temizlik, artma, bereket. Bir malın belli bir miktarını, Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de saydığı sekiz sınıftan birisine veya bir kaçına Allah rızası için vermek. Terim olarak zekât; İslâm'ın beş şartından birisi olan malî ibadetin adıdır. Peki, zengin olup da para veya malının zekatını vermeyenleri ahirette nasıl bir akibet bekliyor?

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de zekâtı ihmâl edenlerin acı âkıbetini şöyle ifâde buyurmuştur:

“Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyâmet günü ateşte kızdırılarak levha hâline getirilir ve sâhibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu levhalar soğudukça, sâhibine azâb için tekrar kızdırılır. Süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar bu böyle devâm eder. Netîcede kişi, yolunun ya cennete ya da cehenneme çıktığını görür.”

RAMAZAN’DA PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN CÖMERTLİĞİ

Âlemlerin Efendisi -aleyhissalâtü vesselâm-, Ramazan aylarında bütün ibâdet ve ihsânlarını artırır, Rabbiyle doyumsuz bir mülâkât iklîmine girerdi. Nitekim İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- şöyle der:

“Rasûllullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdi idi. O’nun en cömert olduğu zamanlar da Ramazan’da Cebrâîl -aleyhisselâm-’ın, kendisi ile buluştuğu vakitlerdi. Cebrâîl -aleyhisselâm-, Ramazan’ın her gecesinde Peygamber Efendimiz ile buluşur, (karşılıklı) Kur’ân okurlardı. Bu sebeple Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Cebrâîl ile buluştuğunda, hiçbir engel tanımadan esen rahmet rüzgârlarından daha cömert davranırdı.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 5, 6, Savm 7; Müslim, Fezâil 48, 50)

FİTRE NASIL FARZ KILINDI?

Orucun ardından “Bayram Namazı” ve “Sadaka-i Fıtr” emredildi. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Sadaka-i Fıtr’ın müslümanlardan büyük-küçük, kadın-erkek, her bir hür ve köle üzerine bir sâ’[1] hurma veya bir sâ’ arpa olarak farz kılındığını bildirdi.[2]

İhtiyaç sâhipleri hakkında da:

“Onları bu (bayram) gününde aç dolaşmaktan kurtarınız!” buyurdu. (İbn-i Sa’d, I, 248)

FITIR SADAKASI NE ZAMAN VERİLMELİ?

Fıtır sadakası, bayram namazından önce verilirse makbul bir sadaka olur, namazdan sonra verilirse fıtrın dışında bir sadaka yerine geçer.[3]

ZEKAT NASIL FARZ KILINDI?

Fıtır sadakasından bir müddet sonra da “Zekât” emri geldi. Âyet-i kerîmelerde buyrulur:

“Sâilin (isteyenin) ve mahrûmun (iffeti dolayısıyla isteyemeyenin), servette mâlûm bir hakkı vardır.” (ez-Zâriyât, 19)

“Onlar ki zekât vazifelerini en güzel şekilde îfâ ederler. (Zekât vermek ve onu en lâyık yere ulaştırmak için çalışırlar, böylece nefislerini tezkiye ederler.)” (el-Mü’minûn, 4)

“(Ey Peygamber!) Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) te­mizlersin, onları arıtıp yüceltirsin! Ve onlar için duâ et! Çünkü Sen’in duân, onlar için sü­kûnettir (huzur kaynağıdır).” (et-Tevbe, 103)

KUR’ÂNDA NAMAZ VE ZEKAT NEDEN BİRLİKTE ZİKREDİLİR?

Zekât, Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi altı yerde namazla birlikte zikredilir. Dört yerde ise müstakil olarak geçer. Bunlardan Mü’minûn Sûresi’ndeki, namazdan ayrı olarak geçmekle birlikte orada da namaz kılanların ze­kâtlarını verdikleri husûsu ifâde buyrulur. Bunun sebebi, “bedenî” ve “mâlî” olmak üzere iki gruba ayrılan ibâdetlerde, bu ikisinin, birinci sırada ve eş değerli olarak yer al­masıdır. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:

“Namaz kıldığı hâlde zekât vermeyen kimsenin namazı(nda hayır) yoktur!” buyrulmuştur. (Heysemî, III, 62)

ZEKAT KİMLERE VERİLİR KİMLERE VERİLMEZ?

Zekât; mektep, kurs, hastahâne gibi hükmî şahıslara verilmez. Zîrâ o, Cenâb-ı Hakk’ın buyurduğu gibi, sekiz sınıf muhtâca âit bir haktır.[7] Böyle müesseseler, kendilerine verilen zekâtı fakirlerin aslî ihtiyaçları dışında sarf edemezler. Ancak kursta bulunan muhtaç öğrencilere ve i’lây-ı kelimetullâh maksadıyla ilim öğrenen talebelere harcayabilirler. Zîrâ zekâtın, geçiminden âciz fakirlerin aslî ihtiyaçlarını (havâyic-i asliye) karşılamak üzere verilmesi ve bunun araştırılması, onun sıhhat şartlarındandır. Bu sebeple kendilerine zekât tevdî edilen müesseseler bu prensibe hassâsiyetle riâyet etmelidirler. Aksi hâlde Hak katında mes’ûl olurlar.

Kur’ân-ı Kerîm’de zekâtın hangi şahıslara verilebileceği şu şekilde tasnîf edilmektedir:

“Sadakalar (zekâtlar), Allâh’tan bir farz olarak ancak fukarâya (geçimini temin edemeyen, ya da çok zor temin edebilenlere), mesâkîne (hiçbir şeyi olmayanlara), onun üze­rine âmil olanlara (zekât toplama memurlarına), müellefe-i kulûba (kalpleri İslâm’a ısın­dırılması gerekenlere), kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allâh yolundakilere (mücâhidlere, dînî ilim talebelerine vs.) ve yolda kalmışlara mahsustur. Allâh pek iyi bilendir, hikmet sâhibidir.” (et-Tevbe, 60)

Dernek ve vakıf gibi hükmî şahıslara da ancak âyette buyrulan sekiz yere ulaş­tırmaları şartıyla zekât verilebilir. Bu, dikkat edilmesi gereken mühim bir husustur.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- zekât hakkındaki ilâhî emir üzerine, zekâtın nelerden, ne miktarda verileceği ve ne kadar malı olana farz kılındığı hakkında bir yazı yazdırdı ve onu kılıcına bağladı. Vefâtına kadar bu yazıyı yanında bulundurdu ve ona göre amel etti. Allâh Rasûlü’nden sonra Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- ve ondan sonra da Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- da ona göre amel ettiler.[8]

ZEKATIN HİKMETİ NEDİR?

Zekâtın; varlıklı insanların servete râm olma netîcesinde muhtemel azgınlıklarına set çekmek, muhtaçların zenginlere karşı kin ve haset gibi menfî temâyüllerle dolmalarını engellemek, ictimâî hayâtı korumak ve fertleri birbirine muhabbetle kenetlemek gibi pek çok ferdî ve ictimâî hikmetleri vardır. Fakir ve zengin arasındaki denge ve muhabbeti temin açısından İslâm ictimâî nizâmında “zekât ve infak” ibâdetinin çok mühim bir yeri vardır.

Zekât ve infaktaki hikmetlerden biri de, ferdî sermâyenin dehhâmeleşmesine (anormal büyümesine) ve bu sûretle zayıfların istismârına veya aralarında kin ve haset husûle gelmesine mânî olmaktır. Çünkü zenginlik, bir övünme ve büyüklenme vesîlesi olursa, zengin için âkıbet hazîn olur. Oysa bir toplumda, yardım eden veya yardım edilen bütün fertler, maddî ve mânevî cihetlerden birbirlerine muhtaçtırlar.

Bilinmelidir ki mülk, mutlak mânâda Allâh’a âittir. İnsanların mülk üzerindeki sâhipliği ise günümüzde yeni îcâd edilen devre mülk usûlüne benzer. Yâni servet, Allâh’ın kuluna geçici olarak verdiği bir emânettir. Bu yüzden fertlerin onu kullanması, birtakım ilâhî ölçülere bağlanmıştır. O, mülkün hakîkî sâhibinin emrettiği istîkâmette kullanılmalı veya sarf edilmelidir. Şâyet servet, ilâhî emirlere zıt bir sûrette kullanılırsa, insanları azdırmaya, türlü kibir, zulüm ve haksızlıklara sürüklemeye çok müsâittir. Böyle bir âfete sürüklenenlerde mal sevgisi, kalbe yerleşir. Cenâb-ı Hakk’ın dünyâ nîmetleri içinde sâdece mal ve evlâdı “fitne” olarak zikretmiş olması, bunların kalbe girerek âdeta putlaşması tehlikesine binâendir. Bu bedbahtlığa düşenleri îkâz için Allâh Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“…Altın ve gümüşü yığıp da onları Allâh yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azâbı müjdele! O gün cehennem ateşinde (bu biriktirilen altın ve gümüşler) kızdırılıp bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır. (Ve onlara denilir ki:) «İşte bu, nefisleriniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azâbını) tadın!»” (et-Tevbe, 34-35)

ZEKAT VERMEYENLERİN DURUMLARI NE OLACAK?

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de zekâtı ihmâl edenlerin acı âkıbetini şöyle ifâde buyurmuştur:

“Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyâmet günü ateşte kızdırılarak levha hâline getirilir ve sâhibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu levhalar soğudukça, sâhibine azâb için tekrar kızdırılır. Süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar bu böyle devâm eder. Netîcede kişi, yolunun ya cennete ya da cehenneme çıktığını görür.”

Ashâb:

“–Yâ Rasûlallâh! Peki zekâtı verilmeyen develerin durumu nedir?” diye sorduklarında Hazret-i Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“–Develerinin hakkını ödemeyen her deve sâhibi, -ki su başlarına geldikleri zaman sağılıp sütünden muhtaçlara dağıtılması da bu haklar arasındadır- kıyâmet günü düz ve geniş bir sahaya yatırılır. O develer de, bir tek yavru bile hâriçte kalmamak şartıyla en semiz hâlleriyle gelerek o kişiyi ayaklarıyla çiğner ve dişleri ile ısırırlar. Öndekiler geçtikçe arkadakiler gelir (aynı şeyi yapar). Süresi elli bin sene olan bir günde insanlar hakkında hüküm verilinceye kadar bu böyle devâm eder. Netîcede kişi, yolunun ya cennete veya cehenneme çıktığını görür.”

Ashâb-ı kirâm, sığır ve koyunların zekâtını ödemeyenlerin durumunu sorduklarında da Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- benzer cevaplar verdi. (Müslim, Zekât, 24; Buhârî, Cihâd, 48)

ZEKAT VE SADAKA VERME ÂDÂBI NEDİR?

Zekât ve sadakalarda nezâket husûsuna da çok dikkat etmek gerekmektedir. Başa kakmak, kötüsünden vermek gibi zekâtı ve sadakayı boşa çıkaran davranışlardan uzak durmak gerekir. Bilhassa veren, alana karşı bir teşekkür edâsı içinde olmalıdır. Çünkü onu farz olan bir borçtan kurtarıp ecre nâil eylemektedir. Verilen sadakalar ise, aynı zamanda, veren kişiyi hastalık ve musîbetlere karşı koruyan birer siper-i sâikadır. Yoksullar, fakirler ve garipler, aslında varlık sâhipleri için büyük bir nîmettir. Zîrâ cennet kapıları, onların duâları ile açılır.

Sadaka verirken riâyet edilecek edebi tâlim eden âyetlerde şöyle buyrulmaktadır:

“Mallarını Allâh yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, işte onların Allâh katında mükâfâtları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden ezâ gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allâh hiçbir şeye muhtaç değildir, hilim sâhibidir. Ey îmân edenler! Allâh’a ve âhiret gününe inanmadığı hâlde malını gösteriş için harcayan kimse gibi başa kakmak ve incitmek sûretiyle, yaptığınız infak ve sadakalarınızı boşa çıkarmayın!..” (el-Bakara, 262-264)

Dipnotlar:

[1] Sâ’: 1040 dirhem ağırlığındaki buğday veya arpayı alabilen bir hacim ölçeğidir. 1 sâ’, şer’î dirheme göre yaklaşık 2,917 kg; örfî dirheme göre ise 3,333 kg. ağırlığa denktir.

[2] Buhârî, Zekât, 70-78; Müslim, Zekât, 13.

[3] İbn-i Mâce, Zekât, 21.

[4] İbn-i Sa’d, I, 248-249.

[5] Ebû Dâvûd, Edâhî, 3-4/2792; İbn-i Sa’d, I, 249.

[6] Muvatta, Hac, 205.

[7] Bkz. Tevbe, 60.

[8] Buhârî, Zekât, 38; Ahmed, II, 14.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- 2
15.06.2017 17:55
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Zekat nedir?.. Kimlere verilir?.. Nasıl hesaplanır? android 0 69 02.06.2017 10:10
Son Yorum: android
  Vergi zekât yerine sayılabilir mi android 0 64 04.04.2017 18:12
Son Yorum: android
  Zekat konusundaki tatbikatı is@ 3 369 21.12.2016 09:39
Son Yorum: admin
  Zekât Verilecek Kimseler is@ 3 291 21.12.2016 09:38
Son Yorum: admin
  Zekât Tahsildarları is@ 3 287 21.12.2016 09:38
Son Yorum: admin

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi


İslami Reklam Alanı

Sitemizde bulunan materyallerin 'Allah' (C.C), rızası için çoğaltılmasında herhangi bir sakınca yoktur.
Ayrıca sitede bulunan konularda, yorum yapan şahısların, yapmış oldukları yorumlar, Bediüzzaman'ın, Risale-i Nur'un veya Nur Cemaatinin kanaati veya yorumu olarak değerlendirilmemeli; mihenge vurulmalı, sadece şahsi bir yorum olduğu bilinmelidir.